GÜLCE İNTERAKTİF
İnsana dair ne varsa...
GÜLCE GAZETESİ SAYI 16 ( 21.02.2008)Kübra Kuruali'nin yazısı...BlogForum Konu: Türkiyede İnsan Hakları ihlalleriFavori LinklerZiyaretçi DefteriBize UlaşınKayıtDosya İndir



GÜLCE GAZETESİ SAYI 16 ( 21.02.2008)
                                               
                                             Aile sağlık...
Reflü tedavisinde bir ilk !
 Günümüzün önemli sağlık sorunlarından biri olan reflünün tedavisi artık mümkün.
  Ne olur, salih kullarını sevindirdiğin gibi bizi de lütuflarınla sevindir ve üzerimizdeki nimetlerini tamamla! Bize ve yeryüzünün değişik yerlerindeki bütün inananlara, özellikle de zulme ve haksızlığa uğratılmış mazlumlara dünya ve ukbada tasa ve elem sebebi olan kötülüklerin hepsini bertaraf et!
Reflü tedavisinde bir ilk !

 

Yapılan araştırmalar horlamanın özellikle erkekler için önemli sağlık sorunlarının işareti olduğunu ortaya koydu
 
Reflü asit ağırlıklı mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçmasından kaynaklanan ve günümüzün önemli sağlık sorunlarından biri.
Reflünün ameliyatsız tedavisi için dünya'da 5 yıl önce kullanılmaya başlanan Plicator teknolojisi sayesinde 15 dakika içinde Reflü'den kurtulmak mümkün olabilecek. Bu yeni tedavi Türkiye'de ilk kez Kadıköy Şifa Sağlık Grubu içinde Op. Dr. Levent Eminoğlu tarafından uygulanmaya başlandı.
 

 9 Adımda sağlıklı dişler...

 9 Adımda sağlıklı dişler..Ağız kokusu ve diş çürükleri günlük hayatımızı zorlaştıran en önemli sağlık problemlerimiz arasındadır. Ancak hayatı doğrudan etkilemediği için gereken önem verilmemektedir. Plusdent Diş Kliniği’nden Diş Hekimi Mehmet Kazandı kişilerin farkında olmadan yaptıkları hatalardan kurtularak daha sağlıklı dişlere sahip olabileceklerini söylüyor ve bu hataları şöyle sıralıyor:

Sürekli kahve molası: Çoğunlukla ofis çalışanlarının sahip olduğu bütün gün kahve, çay vs içme ve atıştırma alışkanlığı, ağızda asit salgılayan bakterileri aktive ederek bu bakterilerin diş yüzeyinde yaşamasına ve dişleri çürütmesine neden olur. Plusdent Diş Kliniği’nden Diş Hekimi Mehmet Kazandı çay ve kahveyi şekersiz tüketilmesini ya da bu içeceklerin yerine süt ve süt ürünlerini tercih edilmesi gerektiğini ve yanında atıştırılan yiyeceklerden kaçınılması gerektiğini belirtiyor.

Sigara kullanımı: Sigara içmek ağız kuruluğundan, ağız kokusuna, dişlerin sararmasına ve hatta ağız kanserine kadar birçok hastalığa sebep olabilir. Sadece sağlıklı dişler için değil aynı zamanda sağlıklı bir yaşam için sigarayı bırakmak gerekir.

Diş ipinin önemi: Sadece diş fırçalamak dişlerin birbirine bakan diş ara yüzleri, kuron köprü ve implant restorasyonlarının altları ve ortodontik tedavisi gören kişilerin ağız temizliğinde tek başına yeterli değildir. Diş fırçasının ulaşamadığı diş araları diş ipi kullanılarak temizlenebilir. Diş ipi diş eti hastalıklarından korunmak için de ideal bir temizlik yöntemidir.

Ağız sağlığının en önemli bakımı dişleri fırçalamaktır. Dişler her yaşta, günde en az iki kez fırçalanmalıdır. Hekim tavsiyesiyle alınan diş fırçası 3 aylık periyotlarla yenilenmelidir. Yaygın olarak bilinenin aksine dişler fırçalanırken diş fırçası kuru olmalıdır, fırça ıslatılarak yapılan işlemde, fırça kılları yumuşadığı için temizlik tam olarak gerçekleşmemektedir. Ayrıca macunun içinde bulunan flor suyla temas ettiği zaman etkinliğini kaybeder.

Yemek dışında tüketilen tatlı: Birçok insan yemekten bir kaç saat sonra tatlı yemeği tercih eder. Ancak ana yemekten hemen sonra yenilen tatlı ana yemeğin bir parçasıdır ve çürümeye yol açan bakteriler hala çalışırken yenildiği için onları tekrar aktif hale getirmez, onun yerine aktivitelerini yemek saatleriyle sınırlandırmış olur. Bu nedenle tatlıların yemek öğünleri içerisinde tüketilmesi diş sağlığı için önemlidir.

Su ihtiyacı: Yemek yedikten sonra diş için yapılacak en iyi şey su veya süt içmektir. Yemekten sonra içilen bir bardak su, yemek parçalarını ağızdan uzaklaştırır ve ağızdaki asidik ortamı nötrler. Ayrıca süt içmek dişte kalsiyum oluşumuna neden olur.

Çiğnenemeyen tatlılara dikkat: Sakız, yapışkanlı tatlılar ve kuruyemiş ağzın içinde temizlenmesi zor alanlarda bakterilere ve hatta diş kırıklarına neden olabilir. Mümkün olduğunca bu tür gıdalardan uzak durmak gerekir.Bu yiyecekler yenildiği takdirde ise diş lerden arınıdırma işlemi büyük bir titizlikle yapılmalıdır.

Meyve ve sebzelerden kaçmayın: Meyve ve sebze yememenin ağız içerisinde kötü sonuçları vardır. Bilindiği gibi meyve ve sebzeler vitamin içerirler. Bunlar dişetleri için çok önemlidirler. Ayrıca sert meyve ve sebzelerin tüketimi dişlerde mekanik temizliğede neden olur.Örneğin elmanın ısırılarak tüketilmesi ön dişlerde mekanik temizliğe neden olur.

Şekersiz sakızı tercih edin: Eğer sakız çiğnemek gibi bir alışkanlığınız varsa şekersiz sakızları tercih etmelisiniz. Şekersiz sakız çiğnemek ağzın tükürük akışını hızlandırıp, ağzın temizlenmesine ve ağız içi asidin dengelenmesine yardımcı olur.

 
 Estetik facia !

Milyarder sanat taciri eşinin kendisini terk etmesinden korkan Wildenstein, toplam 2 milyon sterlin harcayıp bir dizi estetik operasyon geçirdi. Ama sonunda hem kocasını kaybetti hem de doğal güzelliğini...

 Estetik facia 
Jocelyn Wildenstein'ın öylesine şaşırtıcı bir öyküsü var ki. Milyarder sanat taciri eşinin kendisini terk etmesinden korkan Wildenstein, toplam 2 milyon sterlin harcayıp bir dizi estetik operasyon geçirdi. Ama sonunda hem kocasını kaybetti hem de doğal güzelliğini...

1970'lerde çirkin sayılmayacak bir görüntüye sahip olan Wildenstnein, kocası Alec Wildenstein'in hoşuna gideceğini düşünerek ilk kez 1998 yılında bıçak altına yattı. Vahşi kedilerin görünüşünden çok hoşlanan kocasını memnun etmek için gözlerini kedi gözüne benzeten Wildenstein, bu ilk operasyonun ardından Alec Wildenstein'dan beklediği tepkiyi göremedi.

Daily Telegraph gazetesine göre sanat eseri alım satımı işinden milyonlarca sterlin kazanan Alec Wildenstein "Onu ilk gördüğümde, korkudan bir çığlık attım" diye neler hissettiğini anlatmıştı.

Daha sonra eşini 19 yaşındaki bir Rus güzelle yakalayan Wildenstein boşandı ve milyonlarca
dolar nafaka aldı.

Ama geçirdiği operasyonlar sonucu yüzünün aldığı şekil de estetik cerrahi literatürüne geçti.

Jocelyn Wildenstein'ın eski eşi Alec Wildenstein geçen pazartesi günü 67 yaşında hayata veda etti.
hürriyet

Kanserin en şeker dostu!

Hamur işleri ve tatlılardan kaçının. Bol bol çiğ sebze ve meyve tüketin

 Kanserin en şeker dostu!

Karbonhidratlar bakımından zengin olan gıdaların, özellikle de şekerin kanseri beslediğine dikkat çeken Prof. Dr. Ahmet Aydın, "Hamur işleri ve tatlılardan kaçının. Bol bol çiğ sebze ve meyve tüketin" önerisinde bulundu.
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Aydın, karbonhidratlar bakımından zengin gıdaların, özellikle de şekerin kanseri beslediğine dikkat çekerek, un ve şekerden kaçınarak bol sebze ve meyve tüketilmesi uyarısında bulundu.
Prof. Dr. Ahmet Aydın yaptığı açıklamada, kanser hücrelerinin sağlıklı hücrelerden farklı olarak oksijenli metabolizma yerine oksijensiz metabolizma sevdiğini belirtti. Aşırı şekerli gıdaların insülin direncine yani hiperinsülinizme yol açtığını, bunun da hücre üremesini kontrolsüz bir şekilde artırarak kansere neden olduğunu belirten Aydın, "Türkiye’de çocuğu da büyüğü de çılgınca şeker ve beyaz un tüketmekte. Bütün bunlar kanserin neden arttığını gözler önüne sermektedir. Kanseri sevmiyorsanız onu beslemeyin" dedi.
"Pişirme" işleminin besinlerdeki enzimleri ve vitaminleri yok etmesi nedeniyle kanserin çiğ yiyeceklerden çok, pişmiş yiyecekleri sevdiğini vurgulayan Aydın, beslenmede alınacak bazı tedbirlerle kanserlerin en az üçte iki oranında önlenebileceğini bildirdi.
Hamuru ve tatlıyı azalt, sebze meyveyi çoğalt
Un ve şekerden kaçınarak insülin direncini yenin.
Tatlandırıcı içeren ’light’ hafif yiyecek ve içecek tüketmeyin.
Katkı maddesi ilave edilmiş, paketlenmiş gıdaları yemeyin.
Bol taze sebze ve meyve tüketin.
Yeterli omega-3 alın, ayçiçeği, mısır, soya, pamuk ve margarin gibi yağları diyetinizden çıkartın. Zeytinyağı ve doğal hayvani yağları (tereyağı, iç yağı ve kuyruk yağı) yiyin.
Kefir, yoğurt, turşu, sirke, nar ekşisi ve boza yiyin.
Günde iki diş sarımsak veya 1 baş kuru soğan tüketin.
Günde 1-2 tatlı kaşığı zerdeçal tozu tüketin.
Şekersiz yeşil ve siyah çay tüketin.
Stresten uzak durun.
İyi uyuyun.
Çevresel toksinlerden ve sigaradan uzak durun.
D vitamini düzeylerinizi yükseltmek için dengeli bir şekilde güneşlenin ya da D vitamini takviyesi alın.
Yeteri derecede egzersiz yapın.
Alkol kullanmayın.
İşlenmiş soya ürünü yemeyin.
Yemekleri geleneksel yöntemler (buğulama, buharda pişirme) ile pişirin. Turbo fırınlar da kullanılabilir.
Hızlı pişirme yöntemleri (mikrodalga gibi) besin kayıplarına yol açar; ayrıca kanserojen ihtiva eder.
Daha çok toprak (güveç), cam ya da kalaylı bakır kapları tercih edin. Emaye ve çelik tencere daha sonraki tercihlerdir

Erkeklerin korkulu rüyası..

Her yıl dünyada 340 milyondan fazla insanda cinsel yolla bulaşan hastalıklar (CYBH) meydana geliyor.

  Erkeklerin korkulu rüyası..
Seyahat imkanlarının artması cinsel olgunluk yaşının küçülmesi, kolay ulaşılabilir doğum kontrol yöntemleri, evlilik öncesi cinsel ilişkinin yaygınlaşması gibi etmenler bu artışın başlıca nedenlerini oluşturuyor.
Doç. Dr. Ali Karabıyık erkeklerin korkulu rüyası olan Üretrit hakkında merak edilen soruların yanıtlarını veriyor.
Erkeklerde en çok gözlenen klinik tablo üretrittir. Üretrit , üretranın ( mesaneyi, dışarıya bağlayan boru) iltihabi durumuna verilen addır. Genellikle NSÜ ( non-spesifik üretrit) veya NGÜ ( non-gonokoksik üretrit) adı da veriliyor. Sıklıkla, cinsel yolla bulaşırlar.
BELİRTİLERİ
NSÜ' nün klasik bulguları idrar yaparken yanma ve hafif bir akıntıdır. Bazen daha fazla miktarda akıntı görülebilmekte ise de bu durumda daha çok gonore ( belsoğukluğu) düşünülmelidir. Buna karşı bazı olgularda ise hiç üretral akıntı olmayabilir. Bu hastalarda en sık karşılaşılan şikayet üretrada kaşıntı hissidir.
NEDENLERİ VE TEDAVİSİ
NSÜ' nün en sık nedeni Chlamydia adı verilen bir mikroorganizmadır. Bunun dışında Ureoplasma adı verilen başka bir mikroorganizma tarafından da ortaya çıkabileceği gibi başka bir takım mikroplarla da meydana gelebilir.
Çoğunlukla neden olan organizmayı ortaya koymak zordur . Zaten bu nedenle nonspesifik tanımı kullanılmaktadır. Günümüzde ilaçla tedavisi bulunmaktadır.
Seksüel eş de aynı mikroorganizmayı taşıyacağından, eşlerin aynı zamanda ikisinin de tedavisi gereklidir.
Sağlığın Sesi
   
 Çocukları hasta eden soğuk değil havasızlık
  
 
 
 
 
 
 
 
        
ANKARA (İHA) - Vücut dirençlerinin zayıf olması çocukları enfeksiyona karşı korunmasız hale getirirken, uzmanlar sanılanın aksine çocukların hastalanmasına yol açan en büyük nedenin soğuk değil havasız ortamlar olduğunu söyledi.
 Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyonları Ünitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, çocukların hastalanmalarının gerçek nedeninin havasız, kapalı ortamlarda yaşamak olduğunu belirterek, enfeksiyon bulaşmanın solunum yoluyla meydana geldiğini kaydetti. Miniklerin yakalandığı hastalıkların başında soğuk algınlığının geldiğini ifade eden Ceyhan, soğuk algınlığının çoğu zaman hafif seyrettiğini, belirtilerinin ise burun akıntısı, öksürük ve ateş olduğunu bildirdi. Çoğu zaman soğuk algınlığıyla karıştırılan gribin dikkat edilmezse ölüme bile neden olabileceği uyarısında bulunan Prof. Dr. Ceyhan, şunları söyledi:
 
"Grip yüzde 3 oranında ölüme neden olan, yatmayı gerektiren ağır bir hastalıktır. Bademcik iltihabı da çocukların kreşten eve gelirken yanlarında getirdiği hastalıklardandır. Nedeni çocukların birarada bulunmasıdır. Büyük oranda tedavi gerektirmeyen, kendiliğinden geçen mikroorganizmalarla ortaya çıkar. Her enfeksiyonda ateş, öksürük vardır, ama sık nefes alıp verme varsa zatürreenin belirtisidir. Minik vücutlar, kışın solunum belirtisi vermeyen hastalıklara da kolayca yakalanabiliyorlar. Rota virüsü dediğimiz ishal, kızamık, kızamıkçık, kabakulak, menenjit, beyin zarı iltihapları kış aylarında görülür. Bu tehlikeli virüslerden korunmanın iki kolay yolu var. Birincisi aşılama, ikincisi etkili el yıkama. Akan suyun altında ellerimizi, parmak aralarını ve parmak uçlarını ovup yıkıyoruz. Ellerimizi aşırıya kaçmadan belirli durumlarda yıkamak, korunmada en etkili yöntem. Mutlaka her tuvaletten sonra, yemeklerden önce ve sonra eller yıkanmalıdır."
 
Portakal kokusu sakinleştiriyor !
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Portakal kokusunun en gözü dönmüş insanı bile yatıştırabilecek kadar etkili bir sakinleştirici olduğu ortaya çıktı

Hollanda'nın en çok suç işlenen kenti olan Rotterrdam'da polisin işbirliğiyle yapılan deneyde, dört hafta boyunca çoğu uyuşturucu satıcısı olan ve aralarında sık sık kavga eden “azılı” suçluların tutulduğu hücreye havalandırmadan portakal kokusu verildi. Koku verildikten sonra suçluların sakinleştiği ve daha uyumlu oldukları gözlendi. 

 
 
 Gebelikte saç boyası ve makyaj malzemelerine dikkat!
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
DENİZLİ (İHA) - Hamilelik esnasında, annenin kullandığı alkol, sigara, saç boyaları, aşırı makyaj malzemeleri, bazı kimyasal katkılı gıdalar, röntgen filmi çektirmek, kan uyuşmazlığı ve akraba evliliği özürlü bebek doğumuna neden olabiliyor.

Denizli Devlet Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Mehmet Beşir Türkmen, özürlülüğün yalnızca doğuştan meydana gelmeyeceğini belirterek, uzun süreli bir hastalık veya bir kaza sonucunda bedensel, zihinsel, duygusal ve sosyal yeteneklerin kaybedilebileceğini söyledi. Genellikle doğumsal ve genetik bozukluluk, hastalık geni taşıyan yakın akrabaların evlilikleri, annenin karnındaki bebeği kötü yönde etkileyebilecek sağlık sorunlarının olması, doğum sırasında ortaya çıkabilecek sorunlar, hamilelik esnasında kullanılan bazı ilaçlar, çocukların aşılarının tam yapılmaması veya doğumdan sonra geçirilen hastalık ve kazaların özürlülük nedeni olabileceğini belirten Türkmen, özürlü bebek doğumunu tamamen önlemenin mümkün olmadığını söyledi. Özürlü bebek doğumlarının önlenmesi için evlenmeye karar veren çiftlerin öncelikle bir genetik danışma merkezine başvurmaları gerektiğini belirten Türkmen, "Hamilelik esnasında annenin kullandığı alkol, sigara, saç boyaları, aşırı makyaj malzemeleri, bazı kimyasal katkılı gıdalar, röntgen filmi çektirmek, kan uyuşmazlığı ve akraba evliliği özürlü bebek doğumuna neden olabilmektedir. Bu hususları ihmal etmezsek özürlü çocuğun dünyaya gelme oranını en aza indirmiş oluruz" dedi.

Dr. Türkmen, özürlülüğün oluşmasına neden olabilecek faktörlerin önlenmesinde ailenin bilinçli olmasının yanı sıra hekimlere de büyük görev düştüğünü söyledi.
Özürlü kişilerin sağlık sorunlarına çözüm üretilmesi, gerek cerrahi gerek tıbbi rehabilitasyon programlarının başarıyla gerçekleştirilmesi noktasında doktorlar olarak ellerinden geleni yaptıklarını belirten Uzm.Dr. Türkmen, sözlerini şöyle tamamladı: "Biz hekimlerin başarılı olabilmesi için sakatlığa neden olabilecek hastalıkların erken tanısı için sağlık taramaları yapılması, eğitim programlarının geliştirilmesi, hasta kayıt sistemlerinin doğru, düzgün ve kolay ulaşılabilir olması gerekmektedir. Yine
bunun yanında halkımızda özürlüler için, sağlıklı çevre bilinci ve koşullarını oluşturmak, alt yapı hizmeti veren kuruluşlarla koordinasyon kurmak gerekir."
 
 
 Yemek yemeyen bebekler için annelere tavsiyeler
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
  NİĞDE (İHA) - Niğde Dr. Doğan Baran Çocuk Hastalıkları Hastanesi Başhekimi Dr. Bahri Elmas, yemek yeme sorunu olan bebeklerin beslenmesi için dikkatlerinin başka yönlere sevk edilmesi gerektiğini söyledi.

Bebeklerle ilgili en önemli sorunun beslenme olduğunu ve bunun dönem dönem ebeveynler için sıkıntılı bir hal aldığını ifade eden Elmas, çocuk gelişiminde beslenmenin çok fazla yer tuttuğunu, ancak yaşanan beslenme sıkıntılarının küçük birkaç tedbirle aşılabileceğini kaydetti. Bebeklerde beslenmenin yapılabilmesi için ve bunun ileri yaşlarda da devamlılığını sağlamak için öncelikle beslenmeyi bir oyun haline getirmek gerektiğinin altını çizen Elmas, "Bebeğiniz yemek yemenin bir eğlence olduğunu
algılamalı. Bunun için de yapılması gereken küçük ama etkili birkaç yol var. Öncelikle bebeğiniz yemek yemiyorsa, bebeğinizle birlikte televizyonun karşısına oturun ve reklamları bulun. Reklamlarda resim karelerinin hızlı geçmesi, ritmi değişen müziklerin kullanılması bebeklerin ilgisini çekmektedir. Bu nedenle bir elinizle kanalları tarayarak tüm reklam kuşaklarını takip edin, diğer elinizle de çocuğun beslenmesini yapın. Bu çok zor oluyorsa reklam kuşaklarını videoya kaydedin ve yemek zamanı
izlettirin. 6 aylık ve 3 yaş arası tüm bebeklerin hayran olduğu bazı çocuk programları var. Bebeğinizin mama saatlerini mümkünse o saatlere denk getirin. Ya da yemek saatinde eşinizin veya bir arkadaşınızın evde olmasını sağlayın ve bebeğinizin dikkatini dağıtacak hareketler, sesler çıkartmasını sağlayın" dedi.

Hiç yemeyen çocukların bile çok severek yediği bir şeylerin mutlaka olduğunu vurgulayan Bahri Elmas, "Bu çikolata bile olsa bunu 3 öğün yedirin. Nasılsa bundan bıkacak ve başka şeyler yemek isteyecektir. Eline en sevdiği oyuncakları tutuşturun. Oyuncağını fırlatamayacağı, kıyamayacağı için kaşığa vuracak boş eli kalmayacaktır. Eski bilgisayarınızı satmayın, atmayın. Bebeğinizle karşısına geçin. O klavyeye vurmaya çalışırken yemek yediğinin farkına bile varmayacaktır. Elinizden yemediği her şeyi sehpanın üstüne bırakın. Odadan çıkın, 'Bunu ellemek yasak, sakın bunu yeme' demek olayı hızlandıracaktır" şeklinde konuştu.

Çocuklarda beslenme saatlerinin anneleri çıldırma noktasına kadar getirebileceğine değinen Elmas, "Yemek yerken çok ağlıyorsa ve sizi çıldırma noktasına getiriyorsa, onu ilk kucağınıza aldığınız anı hayal edin. Her şeye rağmen yemiyorsa bırakın aç kalsın. En fazla 8-10 saat sonra kendi gelip 'anne mama' diyecektir. Şişman çocuklara bakıp imrenmeyin. Onun yerine kendinize benim çocuğum zayıf ama sağlıklı diye telkinde bulunun. Her öğünden önce 3-4 ayrı çeşit yemek hazırlayın. Yedirme şansınız bir anda 4 katına çıkacaktır. Yüzde 100 garantili yiyeceklerden haftada bir gün yedirin. En azından haftada bir gün mutlu olun. Yemeklerle oyun oynamasına izin verin. Oyun oynayabileceği yiyecekleri verin. Zeytin alırken çekirdeksiz olsun" şeklinde konuştu.
 Mynet
  
 Light ürünler daha fazla kilo aldırabilir !
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
   
İSTANBUL (ANKA) - Şişmanlığın görülme sıklığının artmasıyla beraber önem kazanan light ürünlere karşı uzmanlar uyarıyor.

Diyet Uzmanı Dyt. Şeçil Kenar ANKA'ya yaptığı açıklamada, light ürünlerin miktarında ve çeşidinde tehlikeli bir artış yaşandığına dikkati çekerek “Bu artış aynı zamanda günlük alınan kalori miktarının da artmasına neden oluyor. Az yağlı-diyet-light diye piyasaya sunulan ürünlerin normal ürünlerle arasında ciddi farklar bulunmuyor” dedi.

-DİYET ÜRÜNLER DAHA FAZLA KALORİ ALIMINA NEDEN OLABİLİYOR-

Diyet Uzmanı Dyt. Şeçil Kenar, zayıflamak ya da kilosunu korumak isteyen bireylerin piyasadaki light ürünlerin çok düşük kalorili veya kalorisiz olduğunu sanmasından dolayı, günlük tüketilen light ürün miktarında ve çeşidinde büyük bir artış gözlemlediklerini belirtti. Bu artışın aynı zamanda günlük alınan kalori miktarının da artmasına neden olduğunu ifade eden Dyt. Şeçil Kenar, “Az yağlı-diyet-light diye piyasaya sunulan ürünlerin normal ürünlerle arasında ciddi farklar bulunmuyor. Yani bu ürünler referans ürüne göre çok az veya kalorisiz değildir” dedi. Tüketicinin light ürün tüketimindeki yanlış bilgiye de değinen Dyt. Kenar, “Tüketicide bu gıdaların üzerindeki etiket kavramını değerlendirme şekli 'daha az kalorili bunu alayım' ya da 'bu diyet bunu daha çok yiyebilirim' olursa light-diyet tüketilerek total olarak daha fazla kalori alınmış oluyor. Örneğin light tatlılarda sükroz molekülü yerine yapay tatlandırıcılar kullanıldığı halde oldukça fazla kalori değerleri vardır. Fakat kişiler şeker içermediği için bu besinleri çok fazla tüketebilmektedirler” diye konuştu.

-DİYABETİK ÜRÜNLER ZAYIFLAMAK AMACIYLA BİLİNÇSİZCE TÜKETİLİYOR-

Kilo vermek isterken yapılan hatalardan birinin de özel hastalıkları bulunan kişiler için üretilen gıdaların bilinçsizce tüketilmesi olduğunu belirten Dyt. Kenar, "Diyet döneminde yapılan en büyük hatalardan sağlıklı bireylerin, özel hastalıklarda tüketilmek için üretilen ürünleri bilinçsizce ve sıkça tüketmeleridir. Daha az kalori alayım, zayıflayayım veya kilomu koruyayım derken bu gıdalar ile tüketici daha fazla kilo bile alabilmektedir” dedi.
 
Burada önemli olanın yeterli ve dengeli bir beslenme alışkanlığını hayat tarzı haline getirmek olduğunu belirten Diyet Uzmanı Dyt. Kenar, “Unutmamak gerekir ki asla bir besin gıda teknolojisinin müdahalesiyle sihirli bir hale getirilemez” diye konuştu. Etiket kontrolünün devletin denetiminde olması gerektiğinin altını çizen Dyt. Seçil Kenar “Besinleri; karbonhidrat, yağ, protein, mineraller ya da vitaminler açısından analiz etmek tabii ki tüketici için mümkün değildir. Bu değerler ancak laboratuvar şartlarında bilimsel analizlerle bulunur. Bu yüzden tüketicinin etiket bilgilerini doğru - yanlış olarak değerlendirmesi de mümkün değildir. Etiket kontrolünün hukuksal yaptırımlarıyla devletin denetiminde olması bizce en makul yoldur” dedi.
 

Kontrol kaybı yanlış alışkanlıkları, bastırılmış duygu ve düşünceleri ortaya çıkarıp istenmeyen davranışlara yol açabilir. Bunlar da ortamı gerip yuvanın huzurunu kaçırır.
Hiç kimse mükemmel değildir. Bu tarz "kriz" anları az olduğu takdirde kişilerin kendilerini tanımasını ve hata yaptıkça geliştirmesini de sağlayabilir.
Bunun için kişilerin mükemmellik beklentisi içinde olmamakla beraber standardı yüksek tutması ve olabildiğince yanlış davranışlardan kaçınması, sözü güzel seçip karşı tarafı kırmamaya, aşağılamamaya özen göstermesi gerekir.
Aile içi iletişimde eşler arasında yapılan hataların kabul ediliş ya da reddediliş şekli karşılıklı uyumu büyük ölçüde etkiler. Uzun hayat yolculuğu sırasında birçok yanlış anlaşılma olayı da yaşanır. Böyle olunca da yaşanan istenmeyen bir durumun ne kadar ihmal, unutma veya hatalarla ilişkili, ne kadar da kaçınılmaz olduğunu tespit etmek bazı durumlarda kolay olmaz. Eşlerden birinin kendi isteğine zıt ve yanlış bulduğu bir durumun eşinin davranış veya ihmali sonucu ortaya çıktığını düşünmesi ile anlaşmazlık ortaya çıkar. Buna bir de kişiselleştirme, genelleme, engellenmişlik gibi duygularla karışık öfke eklenirse bazen evlilik bardağı taşıran son damlalarla birlikte ciddi sarsıntılar geçirir, hatta geri dönülmez noktalara gelinir.
Suçlayıcı-savunucu iletişimde kişiler, bir anlaşmazlık durumunda buna yol açan sebepleri anlamak yerine doğrudan karşısındaki kişiyi suçlamayı tercih ederler. Bunun karşılığında da diğer eş kendisini savunmaya başlar. Sürekli suçlanmanın zamanla meydana getirdiği stres sonucunda da kendisine karşı yapılan hataları daha fazla görmesine yol açar. Bu da kısırdöngülere, birbirini takip eden sorunlara yol açıp aile içindeki stresi artırır.
Bazı eşler sürekli karşı taraftan hatasını kabul etmesini bekler: "Ne olur sanki mazeret sayıp duracağına sen haklısın dese!" derler. Bazı eşler ise "Bir kere hatamı kabul ettim mi her anlaşmazlıkta sürekli ben suçlanıyorum." diye düşünüyor.
 
Hatalar, başka sorunları doğurur
Hatalar ve yanlış anlaşılmalar, ailedeki fark edilmeyen problemlerin de ortaya çıkmasına yol açar. Herhangi bir kırgınlık sonrası eşlerden birinin veya her ikisinin öfkesi yatıştıktan ve hata yapıldığı ifade edildikten sonra bu gibi durumların tekrarlamaması için problemin belirlenmesi, çözüm için ilk adım olacaktır. Daha sonra eşlerin birlikte farklı çözüm yolları üzerinde düşünmesi gerekir. Çözüm yollarının içinde mevcut duruma en uygun olanı belirlenmeli ve uygulanmalı, daha sonra bu çözüm şeklinin problemi ne derece azalttığına bakılmalı. Bu şekilde davranış, eşlerin problem çözme becerilerini geliştirecektir.

Çocuğa devamlı söylenen anne, hataları düzeltemez
 
Çocuklara çok konuşmak, çok söylenmek anne-babayı itici yapmaktadır. Kaldı ki yanlış bir davranışı çocuğa söyleyip ardından o yanlışı bizim düzeltmemiz, çocuğun o yanlış davranışı düzeltmesini de sağlamaz. Az ve öz konuşarak çocukları sağırlaştırmamak gerekir.
 
Bir gün bir öğrencim odama gelerek, "Bana bir elektrikçi lazım hocam." dedi. Ben de, "Benimle ne ilgisi var bu meselenin, git atölyede yardımcı olurlar." dedim. Öğrenci, "Hocam anlatayım, belki sizi de ilgilendirir." dedi ve oturup anlatmaya başladı:
- Hocam bizim evde elektrik tesisatı yanlış döşenmiş. Her gün eve vardığımda zile basıyorum, annem kapıyı açıyor ve hemen konuşmaya başlıyor: "Ne bu üstün başın. Ben seni böyle mi gönderdim? Çantanın yeri burası değil, odana götür bakayım. Çorapları da sepete at, hemen odana geç, üzerini değiştir ve ödevlerini yap, yoksa baban gelince söylerim, bu sene karne nasıl olacak bakalım, o kadar masraf ediyoruz." Bu durum her gün oluyor hocam. Anladım ki annemde problem yok. Problem elektrik tesisatında: Elektrik tesisatı döşenirken kapının zili yanlışlıkla annemin çenesine bağlanmış. Zile basınca annemin çenesi de hareket etmeye başlıyor. Hocam, bir elektrik teknisyeni bulup annemin çenesi ile zil arasındaki bağlantıyı kesmem gerek.
Öğrencimin anlattığı bu olaydan da anlaşılacağı gibi çocuklar
'Migrenliyim' diyenlerin çoğu aslında sinüzit
Kış aylarında en sık yaşanan rahatsızlıkların başında gelen sinüzitin, nevralji, migren, göz, diş, boyun ve çene eklemi problemleri ve beyin tümörleri gibi hastalıklarla karıştırıldığı belirtildi.
 
Acıbadem Bursa Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Sertaç Yetişer, sinüzitin, yol açtığı 'ağrı' nedeniyle en çok bu hastalıklarla karıştırıldığına dikkat çekti. Yüz kemiklerinin burun boşluğunu çevreleyen alanı içinde yer alan havalı boşlukların sinüs olarak adlandırıldığını belirten Yetişer, sinüzitin de sinüslerdeki iltihap nedeniyle ortaya çıktığını kaydetti. Hastalığın çocuklarda dirençli geniz ve burun akıntısı, sürekli burun tıkanıklığına yol açtığını vurgulayan Yetişer, sinüziti olan çocukların burnu ve genzindeki tıkanma nedeniyle, 'genizden konuşma' görüldüğünü dile getirdi. Sinüzitte, alında, burun kökünde, yanakta ve göz arkalarında dolgunluk hissi ile beraber zonklayıcı tarzda ağrı oluşuyor. Ağrı, baş hareketleri ve başı öne eğmekle artıyor ve bazen çok şiddetli olabiliyor. Prof. Dr. Yetişer, tedavi edilemeyen sinüzitlerin ilerleyerek bazı ciddi komplikasyonlara sebep olabildiğini kaydetti: "Göz etrafında apse ve kemik enfeksiyonu oluşabiliyor, kan yoluyla kafa içine yayılarak menenjit, beyin apsesi oluşuyor, genize olan akıntının etkisi ile ortakulak enfeksiyonu, tonsillit, bronşit ve zatürre gibi akciğer enfeksiyonları ortaya çıkabiliyor. Tedavide akut sinüzitte geniş etkili ve güçlü antibiyotikler, burun damlaları, analjezikler, antihistaminikler ve dekonjestanlar kullanılmalı ve iyileşme radyolojik olarak takip edilmelidir. İlaç tedavisine rağmen düzelmeyen ve sinüzitin kronikleştiği hastalarda ise sinüs drenajının sağlanması amacıyla cerrahi girişimler yapılabiliyor.
Oyuncakları Saklayın!                 
 
Oyun, çocuğun fiziksel, duygusal, psiko-motor ve sosyal gelişimine önemli katkılar sağlayan vazgeçilmez bir etkinliktir
   
Oyun, çocuğun hayal gücünü, düşünmeyi ve keşfetmeyi öğrenmesini, kendisine güven kazanmasını sağlar. Çocuklar oyuncaklarla oynamaktan büyük zevk alırlar ve çok eğlenirler. Ama bazen de aynı oyuncaklarla oynamaktan da sıkılabilir ve yeni oyuncak alınması konusunda anne babalarını zor durumda bırakabilirler. Bu durumda çocukları mutlu etme adına her zaman da yeni oyuncak almak doğru değildir.
Çocukların oyuncaklardan sıkılmalarını önleme adına şöyle bir yol izlenebilir: Çocuğun oyuncakları ikiye bölünür. Bölünen bir sepet oyuncak çocuğa oynaması için bırakılır. Diğer oyuncaklar da bir torbaya koyularak evde çocuğun göremeyeceği bir yere koyulur. Aradan beş altı ay geçtikten sonra torbadaki oyuncaklar çıkarılır. Uzun süre oyuncaklarını görmeyen çocuk, çok sevinir ve yeni bir oyuncak alınmış gibi ilgiyle o oyuncaklarla oynar. Daha sonra çocuğun ilk oynadığı oyuncaklar saklanır ve belli bir zaman diliminden sonra da onlar çıkarılır. Böylelikle oyuncaklar sıradan ve sıkıcı olmaktan çıkarılmış olur ve yeni oyuncak almaktan da kurtulmuş oluruz. * Özel Birlik Koleji Rehber Öğretmeni, Manisa
 
Aşırı katı gıda tüketimi, basuru tetikliyor!
 
Kışın sıvı yerine daha çok katı gıda tüketilmesi sebebiyle sindirim sistemi şikayetleri artıyor. Uzmanlar, bunun hemoroidi (basur) tetiklediğini belirtiyor.
 
Tedavi sürecinde işgücü kaybı yaşatması sebebiyle hemoroit, modern toplumların en önemli sağlık sorunlarından birisini teşkil ediyor. Sakarya Vatan Hastanesi Başhekimi Dursun Bostancı, Türkiye'de insanların yüzde 50'sinin hayatının herhangi bir döneminde hemoroitle ilgili yakınma yaşadığını dile getirdi. Dr. Bostancı, "Katı gıdaları çok tüketmek suretiyle sindirim sisteminde sıkıntı yaşanmaya başlar, kabızlık oluşur. Hemoroidin ana nedeni kabızlıktır. Aşırı hareketsizlik de rahatsızlığa sebep olur. İlaç tedavisi yeterli olmazsa cerrahi müdahale yapılır." şeklinde konuştu.
Duran Savaş, Sakarya
Hastalıklar giderek artıyor, düzenli sağlık taraması şart!
             Sağlıklı kalabilmek için en etkili yöntem hastalığa yakalanmadan gerekli önlemleri almak. Koruyucu hekimlik bu noktada b   büyük önem taşıyor.
Türkiye'de herhangi bir hastalığı bulunan insan sayısının, nüfusun yüzde 90'ına ulaştığı belirtildi. Çözüm ise, gıdalardaki zararlı katkı maddelerinin engellenmesi ve insanların düzenli sağlık taramasından geçme alışkanlığının yerleşmesi

 

 

 

 

 

 

 

 
Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süleyman Türk, Türkiye'de hasta sayısının her geçen gün anormal şekilde arttığını, herhangi bir hastalığı olan insan sayısının, nüfusun yüzde 90'ına ulaştığını söyledi. Türk, hastalıklarla en kolay ve ucuz baş etme yolunun, hastalığa yakalanmadan gerekli önlemlerin alınması olduğunu, ancak Türkiye'de sağlık sisteminin henüz bu noktaya ulaşamadığını belirtti. Başta hipertansiyon, kalp rahatsızlığı, şeker, kanser, mide-bağırsak hastalığı, bedensel engel, kronik karaciğer hastalığı, guatr başta olmak üzere Türkiye'de hasta sayısının her geçen gün arttığını anlatan Türk, "Hastalığı olan insan sayısı, nüfusun yüzde 90'ına ulaştı. Ülkemizde tamamen sağlıklı olan ve hiçbir sağlık problemi olmayan insan sayısı yüzde 10'ların altındadır." dedi.
Prof. Dr. Türk, hasta sayısının hızla artmasıyla birlikte sağlık harcamalarının da aynı hızla arttığını, bütçe açığının büyümesinde de sağlık harcamalarındaki artışın önemli etkenler arasında sayıldığını kaydetti. Sağlık uygulamalarında tedavi hekimliğinin öncelikli uygulama olarak tercih edilmesi, performans hekimliğinin ön plana çıkması ve koruyucu hekimliğin ihmal edilmesinin hasta sayısının hızla artışına neden olduğunu dile getiren Prof. Dr. Türk, şunları söyledi:
"Koruyucu uzman hekimlerin sayısının çok az olması ve bu alanın özendirilmemesi yanında ücretlendirmesinin de yeterli olmaması bu uzmanlık alanını ikinci plana itiyor. Koruyucu hekimlik daha az tercih edilen hekimlik dalı konumunda. Koruyucu hekimliğin özendirilmesi ve sağlıklı bir gelecek için Koruyucu Hekimlik Acil Eylem Planı oluşturulması gerekiyor."
 
Sağlıklı hayat için öneriler
  • Çocuklara üniversiteyi bitirinceye kadar sağlıklı beslenme desteği verilmeli.
  • Sağlığa zararlı gıda ve katkı maddelerinin kullanımı ve satışı engellenmeli.
  • Kentsel dönüşüm planlarında sağlıklı hayat için gerekli yürüyüş parkurları, yüzme alanları başta olmak üzere spor alanları tesisi mecburi olmalı.
  • Sigara kullananlara negatif ayrımcılık yapılmalı.
  • Evlilik öncesi mutlak sağlık kontrolü büyük bir ciddiyetle yapılmalı.
  • Tüm özel ve resmî kurumlarda ve okullarda beslenme ile ilgili sağlık açısından sakıncalı uygulamalara fırsat verilmemeli.
  • Koruyucu hekimlik ile uğraşan hekim sayısı ve bu işin cazibesi artırılmalı.
  • Herkes belirli aralıklarla mecburi sağlık taramalarına tabi tutulmalı.
  • Çocuklara fast-food, sigara ve alkol satışı kesinlikle yasaklanmalı.
 
aa
 
B12 vitamini eksikliği nörolojik bozukluklara sebep oluyor !
 
Beslenmedeki yetersizlikler sonucu ortaya çıkan B12 vitamini eksikliğinin, özellikle çocuklarda nörolojik bozukluklara sebep olduğu bildirildi.
 
 
 
Uludağ Üniversitesi (UÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hematoloji Bilim Dalı'nda görevli uzman Dr. Birol Baytan, beyin gelişimi için son derece önemli olan B12 vitamininin vücutta üretilemediğini, bu sebeple mutlaka dışarıdan, özellikle hayvansal gıdalarla alınması gerektiğini söyledi. B12 vitamininin yoğun şekilde kırmızı et ve yumurtada bulunduğunu anlatan Dr. Baytan, çocukluk çağında bu vitamin türünün eksikliğinin sonuçlarını belirlemek için çocuk polikliniğine başvuran, klinik ve laboratuvar bulgularında B12 eksikliği tanısı konulan 15 çocuk üzerinde araştırma yaptığını belirtti. Araştırmada, B12 eksikliği olduğu belirlenen çocuklar ve özellikle 1,5 yaşın altındaki bebeklerin ailelerinde de bu vitaminin eksikliği ortaya konuldu. Bebeklerin beslenmesinde ilk 6 ay anne sütünün çok önemli olduğuna işaret eden Dr. Baytan, B12 vitamininin bebeğe anne sütüyle geçtiğini, annelerin yetersiz beslenmesinin doğal olarak bebeklerde de bu vitamin türünün eksilmesine sebep olduğunu vurguladı.
Dr. Baytan, "Beslenmeyi düzenlemenin yanı sıra mutlaka ilaç tedavisi de veriyoruz. Ama ilaçlar tek başına yeterli değil. B12 vitamini yerine konulduğu zaman çocuklar normale dönüyor. Ama eğer bu durum geç fark edilir ve tedavi edilmezse B12 eksikliği çocuklarda kalıcı nörolojik bozukluklara, zeka seviyesinde düşüklüğe, bazı hareket bozukluklarına sebep olabiliyor. Büyüme ve gelişmelerinde, motor fonksiyon dediğimiz yürüme, konuşma, oturma gibi fonksiyonlarda gecikmelere sebep oluyor. 1 yaşında yapacağı bir şeyi 2-2,5 yaşında yapabiliyor.'' Baytan, B12 eksikliğinin yetişkinlerde de sinir sistemini etkileyerek hareketlerde bozukluk ile unutkanlık ve kansızlığa sebep olduğunu sözlerine ekledi.
Bursa, aa
Engelli çocuk anneleri desteğe muhtaç
 
Özürlü çocukların bakımında en çok anneler yıpranıyor.
Hacettepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'ne bağlı Sosyal Hizmetler Bölümü tarafından yapılan araştırmada, engelli çocuğa sahip annelerin yaşadığı ortak sorunlar araştırılarak, bu annelerin sosyal ve psikolojik rehabilitasyona ihtiyaç duydukları tespit edildi.